
TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 7. Toplantısı
TBMM 29. Başkanı Prof Dr. Mustafa Şentop, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda görüşlerini dile getirdi. Şentop: “Türkiye’nin terör musibetinden kalıcı olarak kurtulma hedefi etrafında birlik sergilenmesinin gelecek adına büyük bir umut kaynağı olduğunu dile getiren Şentop, “Bu süreçte yapıcı, uzlaşmacı ve milletimizin hissiyatını kucaklayan bir siyasi duruş sergilemek hayati önem taşımaktadır. Ümit ediyorum ki komisyon kısa zamanda güçlü, etkili ve somut önerilerle çalışmalarını başarıyla tamamlayacaktır.” ifadelerini kullandı.
TBMM 29. Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop’un toplantıda yaptığı konuşmanın tamamı:
Öncelikle bugün terörsüz Türkiye hedefine doğru ilerlememizde en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Hayattaki gazilerimize sağlık diliyor, hepsinin ailelerine de saygılarımı sunuyorum.
Yine, bugünlere ulaşmamızı cansiparane fedakârlıklarına borçlu olduğumuz güvenlik güçlerimize, askerimize,
polisimize, istihbarat teşkilatımızın görevlilerine, milletimizin güvenliği için gayret gösteren bütün vatan evlatlarına şükranlarımı sunuyorum.
Sayın Başkan, Komisyonun değerli üyeleri; Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihî çağrısıyla başlatılan, Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü destekleriyle siyasetin ve toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla devam eden terörsüz Türkiye süreci bu Komisyon sayesinde ilk kez kurumsal ve kapsayıcı bir zemine kavuşmuştur. Ülkemizin terör musibetinden kalıcı olarak kurtulma hedefi etrafında birlik sergilenmesi geleceğimiz adına büyük bir umut kaynağıdır. Bu süreçte yapıcı, uzlaşmacı ve milletimizin hissiyatını kucaklayan bir siyasi duruş sergilemek hayati önem taşımaktadır. Ümit ediyorum ki Komisyon kısa zamanda güçlü, etkili ve somut önerilerle çalışmalarını başarıyla tamamlayacaktır.
Türkiye’nin terör belasına maruz kaldığı günlerden itibaren sorunun çözümü yönünde önemli adımlar atılmaya çalışıldığı malumunuzdur. Şimdiye kadar atılan adımları doğru, tarafsız ve makul bir şekilde değerlendirmek içinde bulunduğumuz çalışmanın bugününe ve geleceğine ışık tutacaktır.
Sayın Başkan, Komisyonun değerli üyeleri; Türkiye özellikle 2013-2015 yılları arasında “çözüm süreci” olarak anılan bir barış girişimi, teşebbüsü yaşamıştı, tecrübesi yaşamıştı. Bu süreç cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı çatışma çözümü girişimiydi ve on yıllardır süren terörü sona erdirmeyi ve vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm bulmayı amaçlıyordu. Sayın Cumhurbaşkanımızın zor bir kararla ağır bir sorumluluk üstlendiği süreçte Hükûmet 2009’dan itibaren çeşitli adımlarla bu yola girmişti. Oslo’daki gizli görüşmeler, ardından millî birlik ve kardeşlik açılımı ve nihayetinde 2013’te ilan edilen çözüm süreci birbiriyle bağlantılı adımlar olarak hayata geçti. Bu süreçte ilk kez devlet temsilcileriyle Abdullah Öcalan ve HDP siyaseti arasında diyalog kanalları açıldı, akil insanlar heyeti aracılığıyla kamuoyu desteği aranması gibi yenilikçi yöntemler denendi. Bu sayede çatışmasızlık ortamı sağlanmış, yaklaşık iki yıl boyunca kan dökülmesinin önüne geçilmişti.
O zaman AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı olarak sürece dair çalışmaların ve tartışmaların yapıldığı ortamlarda bulundum, işin zorluklarını, gösterilen gayretlerin büyüklüğünü bizzat gördüm. Ne var ki çözüm süreci arzu edilen kalıcı bir terörsüzlük ortamıyla sonuçlanamadı ve 2015 ortasında terör örgütü yeniden harekete geçti. Neden başarısız oldu? Birinci olarak, süreç toplumsal ve siyasi açıdan tam anlamıyla sahiplenilen bir politika hâline maalesef gelememişti. Bu barış çabasının toplumun sadece bir kesimi ve belirli siyasi aktörler tarafından taşındığı geniş tabanlı bir mutabakatın eksik kaldığı anlamına geliyordu. İkinci olarak, sürecin kanuni ve kurumsal çerçevesi yetersizdi. Bütün kesimlere güven verebilecek mekanizmalar oluşturulamamıştı, bu durum şeffaflık ve güven sorunları yaşanmasına zemin hazırladı. Üçüncü olarak, öngörülen, beklenen adımlar atılmadı, PKK silahtan tam anlamıyla vazgeçmedi. Mesela, ateşkes ilan edip sınır dışına çekileceğini duyursa da bunun tam manasıyla uygulandığı konusunda tereddütler yaşandı hatta bu silah bırakma sürecini 2013 Ağustosunda fiilen sonlandırdı, o tarihlerde Suriye’de yaşanan gelişmeler mutabık kalınan hususlardan geri dönmelerine yol açtı. Sonuçta, 2015’te PKK tekrar silaha döndü, devlet de çözüm sürecinin sonlandırdı. Ayrıca, o tarihlerde bazı güvenlik bürokrasisi içi odakların, özellikle FETÖ yapılanmasının süreci sabote ettiği de müşahede edildi. Özetle, geçmiş çözüm sürecimiz bize şunu göstermiştir: Barışı sağlamak için sadece iyi niyetli başlangıçlar yetmez; sürecin kapsayıcı, şeffaf, kurumsal ve çok boyutlu olması ve sabırla yürütülmesi gerekir. Şimdi kurulan yeni Komisyon tam da bu eksiklikleri gidermek için çok önemli bir fırsattır. Bütün partilerin temsilcileriyle, katılmayanlar olsa da kahir ekseriyetin iştirakiyle 51 üyeli bir Komisyonun Meclis çatısı altında çalışmaya başlaması barışı kişisel inisiyatiflerden çıkarıp kurumsallaştırmak adına çok önemli ve değerli bir adımdır. Millî birlik ve kardeşlik arayışı, ilk kez millet iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclis zeminine hep birlikte taşınmıştır. Ayrıca, gerçekleştirilmiş olan bu siyasi kapsayıcılık toplumsal kapsayıcılığa da dönüştürülmelidir. Bu bakımdan, komisyon çalışmalarının şeffaf ve açık şekilde yürütülmesi çok önemlidir, sadece hükûmet veya sadece güvenlik birimleri değil, siyasi partiler, sivil toplum, akademisyenler, gerektiğinde kanaat önderleri bu sürecin parçaları olmalıdır. Yapılanlar ve yapılmak istenenler, yapılamayacak olanlar açık yüreklilikle milletimize anlatılmalı, toplumun farklı kesimlerindeki endişeler ve sorular giderilmeli, bu güçlü siyasi destek tatmin edilmiş güçlü toplumsal desteğe dönüştürülmelidir. Terörsüz Türkiye hedefi sadece toplumun belli kesimlerinin omuzlayamayacağı kadar büyük bir hedeftir, buna hep birlikte topyekûn sahip çıkmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefi uzun soluklu bir projedir, seçim takvimlerine veya günlük politikalara kurban edilmemelidir. Bütün partiler barış hedefini stratejik bir devlet meselesi olarak görmeli ve kısa vadeli kazanç uğruna riske atmamalıdır, bu da ancak sürecin şeffaf, hesap verebilir ve Meclis denetiminde olmasıyla mümkündür.
Sayın Başkan, Komisyonun değerli üyeleri; her şeyin bir vakti, zamanı vardır, işte o zaman, bu zamandır, bu vakittir, birçok tecrübe sonucu bir ortam, bir iklim meydana gelmiştir. Meclis Başkanlığı yaptığım dönemde özellikle göreve ilk geldiğim zamanlarda içlerinde bir milletvekilimizin de bulunduğu cezaevlerinde açlık grevleri devam ediyordu, bu eylemlerin sona ermesi konusunda o zaman Eş Başkanlar Sayın Mithat Sancar ve Sayın Pervin Buldan’la görüşmelerimiz oldu, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Devlet Bahçeli’nin de destekleriyle insani bir meseleyi sonlandıracak adımlar attık. Daha sonra da içinizden bir kısmıyla birlikte çalıştığımız bütün siyasi partilerden arkadaşlarımızla her türlü sorunu konuşup onlara çözümler üretebilecek bir ortamın varlığını bizzat tecrübe ettik. Türkiye’de siyaset ortamı, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi, her türlü ülke sorununun konuşulup tartışılabileceği bir zemini uzun zamandır korumaktadır. Terörün istismar edeceği hiçbir şey yoktur, terörün tek gerekçesi terördür ama bugün konuştuğumuz konuları müzakere edecek bir genel ortamın, genel iklimin henüz oluşmadığını o zaman için ifade edebilirim. Bu sebeple, vaktin ve iklimin kıymetini bilelim, bu tarihî fırsatı değerlendirebilmek için büyük bir dikkat ve titizlikle çalışalım.
Sayın Başkan, Komisyonun değerli üyeleri; Türkiye, bugün, önceki tecrübelerden çok daha farklı bir durumdadır, her bakımdan imkân ve kabiliyetlerimiz, bölgesel ve uluslararası alandaki gücümüz, etkimiz, terörle mücadelede bizzat ürettiğimiz imkân ve araçlar tarihimizin uzun dönemlerinde hiç olmadığı kadar ileri bir seviyededir. Esasen, terörü ülke sınırları içinde fiilen
bitirmiş, sınırlarımızın ötesinde de etkili bir mücadele sürdürmüşüz ve sürdürebilecek durumdayız. İşte, böyle bir noktada millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi için yola çıktık, bunun tek sebebi vardır, o da yıllar içinde bazı yanlış uygulamaların, bölgesel gelişmelerin ve terörün yüzyılları aşan kardeşliğimizle açmaya çalıştığı yaraları kucaklaşarak ortadan kaldırma arzusudur. Şu herkes tarafından görülmüştür ki terör yoluyla kazanılabilecek hiçbir şey yoktur; bu coğrafyada bir arada yaşadık, bir arada yaşamaya devam edeceğiz. Tarihin küçük kesitlerinde bölgeye uğrayan yabancı unsurların kalıcılığı asla olmamıştır, olmayacaktır ama biz kendi sorunlarımızı bizzat kendimiz çözmezsek başkalarının bu sorunları istismarına fırsat vermiş oluruz. Yola hangi şartlarda çıktığımızın ve geçmiş tecrübelerimizin unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.
Sayın Başkan, Komisyonumuzun değerli üyeleri; “Terörsüz Türkiye” hedefi açık, net, kati, süreklilik arz eden bir hedeftir. Terörün sadece görünen kısmıyla değil bütün kapsamıyla, potansiyeliyle sona erdirilmesi amaçlanmaktadır. Bu bakımdan, PKK’nın Türkiye dışındaki uzantıları da silah bırakma çağrısının muhatabıdır, Abdullah Öcalan’ın çağrısının da bu kapsamda olduğu görülmektedir. Bu çağrıların zorlama yorumlarla etkisizleştirilmesine müsaade edilmemelidir. Türkiye sınırları içinde feshedilen bir örgütün sınırımızın hemen ötesinde başka isimlerle devam ettirilmesi, sürecin hedefine varmasının önünde en büyük engeldir. Türkiye’nin karşı olduğu şey, tehdit oluşturan bir terör yapılanmasıdır. Kuzey Irak’ta olduğu gibi, Türkiye’ye dostane bir tutum içinde bulunan yapının etnik kökeni mevzubahis bile olmamıştır. Büyük desteklerle, güçlü çağrılarla ve kurumsallaştırılarak devam eden bu sürecin en önemli adımı silahların bırakılması, terörün bütün imkân ve kabiliyetleriyle kalıcı olarak sona erdirilmesidir; Komisyonumuzun da odaklandığı konunun bu olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan, PKK’nın ve diğer terör unsurlarının silah bırakması sürecinin iyi planlanması gerekir, bu yönde atılacak adımlar somut bir takvime bağlanmalı ve her adım takip edilmelidir. Çağrılara ve taahhütlere uyulduğunun görülmesi sürece duyulan güveni artıracaktır. Bu ilk adımın tatmin edici bir şekilde atılmasından sonra silah bırakan örgüt mensuplarının geri dönüşü ve topluma kazandırılması konusu elbette değerlendirilebilecektir ancak örgütün bekle-gör politikası izlememesi ve silah bırakma sürecini zamana yaymaması hususunda bütün siyasi partilerimizin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi sürecin başarısı için kritik önemdedir. Bu konudaki hukuki düzenlemelerin örnekleri tarihimizde de mevcuttur. Şeyh Sait İsyanı sonrası çıkarılan 9 Mayıs 1928 tarihli ve 1239 sayılı Kanun, atılan güven verici adımlardan sonra hukuken neler yapılabileceği konusunda bize ipuçları verebilir. Hukuki düzenlemelerin teknik düzeyde kalmaması, siyasi gerçeklikleri ve toplumsal dengeleri gözetmesi sürecin zeminini sağlamlaştıracaktır. Bu anlayışla oluşturulacak hukuki çerçeve siyasi tartışmaları azaltacak, güven inşa edecek, barış ve birlik zeminini güçlendirerek uzun vadeli ve kalıcı olmasını sağlayacaktır. Silahların bırakılması konusundaki somut yol haritasının ve uygulamanın kilit nokta olduğu kanaatimi tekrar ifade etmek isterim.
Burada kısa bir ayrıntıya girmek istiyorum. Şüphesiz, bu Komisyon, anladığım kadarıyla, silahların bırakılması ve akabinde silah bırakanların dönüşü, topluma kazandırılması bağlamında çalışmalarını sınırlamış bulunuyor. Bunu bilerek ama bağlantısı sebebiyle biraz geniş çerçevede bir değerlendirme yapmak istiyorum. Hukuki düzenleme sadece önümüzdeki konu PKK’nın tasfiyesi bağlamında kapsama girenler için müstakil bir düzenleme olarak mı yapılmalı? Bu bir yoldur; konuya dair sınırları belli, özel, müstakil bir kanunla bu yapılabilir. İkinci ihtimal ise genel mevzuatımız içinde gerekli düzenlemelerin yapılması, ceza ve muhakeme mevzuatımız içinde konunun ele alınmasıdır. İkisi de düşünülebilir. Burada özellikle konumuz ve güncel konu çerçevesinde bir düzenlemenin ilkeleri belirlenebilir ve ilk adım olarak müstakil bir düzenlemeyle yola çıkılabilir. Bu düzenlemenin de az önce atıf yaptığım 1928 tarihli Kanun’da olduğu gibi, kesin ve geri dönüşsüz bir af yerine belli bir süreye bağlı olarak hukuka uygun davranışın takibi suretiyle kesinleştirilebilecek şartlara da bağlanması, infazın veya soruşturmanın ya da kovuşturmanın tecili şeklinde yapılması da söz konusu olabilir ancak örgütün tasfiyesi çerçevesinde konunun sadece kriminal boyutlar içinde ele alınmasının yeterli kalmayacağı kanaatindeyim. Komisyonumuzun adında da yer alan demokrasimizin ve hukukumuzun standartlarının geliştirilmesinin ve istikrarlı hâle getirilmesinin, toplumsal barışın herkesi kapsayacak şekilde genişletilmesinin gerektiği kanaatindeyim. Bu, tabii, daha sonra bir adım olarak görülmelidir. Zira, Komisyonun odağının dağıtılması esas konunun da müzakere edilememesi sonucunu doğurabilir. Türkiye, dikkatle çalışılmış, ölçüleri sağlam ve net bir şekilde konulmuş, toplumsal barış ve toplum ile devlet barışması konusunda bir adım atmak zorundadır. Bütün vatandaşlarımızın eşit, başka hiç kimseden farksız olarak devlete ve topluma aidiyetini hissetmesini sağlayacak bir kucaklaşmayı gerçekleştirmeliyiz. Bu, belki de yeni anayasa bağlamında görüşülecektir. Adaletin tam olarak sağlanması, toplumsal vicdanda tatmin edici bir meşruiyetin oluşması için bu önemlidir.
Sayın Başkan, Komisyonun değerli üyeleri; sonuç olarak, terörsüz Türkiye hedefi için tarihî bir eşikte duruyoruz. Geçmişin hatalarını tekrar etmeme iradesiyle, bugüne dek edinilmiş tecrübeleri ve dünyadaki başarılı uygulamalardan istifadeyi rehber alarak hareket edersek aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bu Komisyondan çıkacak yol haritası sadece terörün sonunu getirmekle kalmayacak, aynı zamanda milletimizin birlik ve beraberliğini tahkim edecek bir toplumsal uzlaşma projesi olacaktır. Terörsüz Türkiye bir hayal değildir. Bu kısa süre içinde yaşadıklarımız, iyi niyetle, sonuç odaklı ve Türkiye’yi önde tutan yaklaşımlarla ne kadar büyük işler başarabileceğimizin en büyük göstergesidir. Bu hedef Meclisimizin iradesi, devletimizin kudreti ve milletimizin azmiyle mümkündür ve kolaydır. Silahların sustuğu ve birbirimize itimat içinde kardeşliğin hâkim olduğu bir Türkiye, inanıyorum ki hepimizin ortak hedefidir. Değerli Komisyon üyelerimiz olarak sizlerin yürüteceği çalışmaların bu yolda büyük katkılar sunacağına inanıyorum.
Sözlerime son verirken, başta bu Komisyonun değerli üyeleri olmak üzere Türkiye’nin terörle mücadelesine emek veren bütün kurumlarımıza, bilhassa şehadete yükselen, gazi olan vatan evlatlarına ve onların kıymetli ailelerine ve aziz milletimize şükranlarımı sunuyorum.
Huzurlu, güvenli, barış dolu bir Türkiye temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.