Prof. Dr. Mustafa Şentop | 15 Temmuz Yıl Dönümü Basın Açıklaması
15165
post-template-default,single,single-post,postid-15165,single-format-standard,translatepress-tr_TR,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-1.0,qode-theme-prof. dr. mustafa Şentop,disabled_footer_top,qode_advanced_footer_responsive_1000,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

15 Temmuz Yıl Dönümü Basın Açıklaması

15 Temmuz Yıl Dönümü Basın Açıklaması

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN YIL DÖNÜMÜ
VESİLESİYLE YAZILI BASIN AÇIKLAMASI
Klasik ve modern siyaset tarihimiz göz önüne alındığında görebileceğimiz en menfur
ve kirli hadiselerden birisi olan 15 Temmuz Darbe girişiminin birinci yıl
dönümündeyiz. Bu vesileyle, hem bu ihanet ve işgal hareketinin niteliği, hem de genel
anlamda siyasetimizdeki karşılığı üzerine kanaatlerimizi dile getirmeyi lüzumlu
görüyorum.
Malazgirtle resmî anlamına kavuşan Anadolu’daki bin yılı aşan mevcudiyetimiz, işgal
girişimleriyle ihanet hareketleri arasında kaldığı anlarda bile bu toprakları koruma
cehdinden bir an olsun geri durmamış şuurlu bir topluluğun gayreti neticesindedir.
Bu mevcudiyeti dönem dönem Anadolu sınırlarının ötesine taşıyan, ulaştığı her
menzilde, eriştiği her bölgede, adalet temelli bir düzen kurmayı başaran milletimiz,
son iki yüz yılda, imtihanların en çetinleriyle yüzleşmek zorunda kalmış ve hepsinden
alnının akıyla çıkmasını bilmiştir.
Milletimizin husûsen son yüzyılda altından kalktığı yükler, zor zamanlarda ayakta
kalmayı başaran bir topluluk olduğunun en açık ve ilham verici ispatlarıdır. İşgal
teşebbüslerini, saldırıları ve en acısı da ihanetleri boşa çıkaran bu yüzyıllık millî cehd
anlayışı, bu topraklara içeriden ve dışarıdan kasteden her odağı kuvvetli bir iman ve
az rastlanır bir cesaret ile mağlup etmiştir.
Türkiye’nin aslına ve kudretli günlerine rücu etmesini istemeyen odakların
Cumhuriyet tarihimizde başvurdukları araç, darbeler ve küçük çıkarlar uğruna
düşman odakların aparatı hâline gelen darbeciler olmuştur. Tıpkı dünyanın Batılı
olmayan diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de darbeler, ülkemizi boyunduruk
altına alma girişimleridir. Milletimizin özgürlüğüne kastetmelerinin millî iradeyi
ortadan kaldırmalarının yanısıra darbeler, içimizdeki ihanet çeteleri marifetiyle
gerçekleşen işgal hareketleridir.
27 Mayıs 1960 ile başlayıp Türkiye’yi dar bir alana hapsetmenin formülü olan ‘düşük
yoğunluklu darbe rejimi’, içerideki aparatlar aracılığıyla ülkemizi hamle yapamaz hâle
getirmek amacıyla tasarlanmıştır. Bu tasarım, azınlık bir gayrımillî gürûh marifetiyle
yürütülmüş, Türkiye’nin yapmaya çalıştığı her ilerletici hamle darbeler marifetiyle
kesintiye uğratılmıştır. Elbette bu tasarımın ve darbe mekaniğinin farkında olan
aydın ve vatansever bir topluluk da olagelmiş, bütün engellemelere rağmen ‘Büyük ve
Bağımsız Türkiye’ hedefinden bir an olsun vaz geçmemişlerdir. Esas itibariyle
Cumhuriyet tarihimiz, husûsen de çok partili siyasî hayatımız, gayrımillî vesayet
azınlığıyla vatansever millî çoğunluğun mücadelesinin tarihidir.
27 Mayıs, Türkiye’yi istenildiği zaman fişi çekilebilecek bir ‘hasta adam’ hâlinde
tutacak olan darbe ve vesayet rejiminin milâdıdır. 27 Mayıs darbesiyle kurulan
rejimin ilk işi, Türkiye’yi imparatorluk bakıyyesi bir memleket olmaktan çıkarıp
yalnızca coğrafyası ve ordusu sebebiyle anlam yüklenen bir uydu ülke hâline getirecek
bürokratik yapıya hapsetmek olmuştur. Bu bağlamda 1961 Anayasası ve bu
anayasanın kurduğu düzen, Türkiye’nin millî niteliğini ortadan kaldırmanın ve milleti
özgürlüğünden mahrum etmenin formülüdür.
27 Mayıs darbesiyle başlayan ve 1961 Anayasası ile vücut bulan bu gayrımillî vesayet
anlayışına karşı millî sivil siyaset ve milletimiz özgürlük ve aslına rücu etme mücadele
mücadelesini ısrarlı bir şekilde sürdürmüş; fakat ne yazık ki bu mücadele hemen
daima darbeler yoluyla engellenmiştir. Durum, Ak Parti’nin iktidara geldiği 2002
yılına kadar bu minvalde devam etmiştir.
2002’den itibaren Türkiye’nin özgürlük ve aslına rücu etme mücadelesinde yeni bir
aşamaya gelinmiş, vesayet odaklarının tasfiyesi, gayrımillî darbeci azınlığın
etkisizleştirilmesi süreci hız kazanmıştır. Ekonomik kalkınma ile birlikte ilerleyen
siyasetin millîleştirilmesi süreci, Büyük Türkiye hedefi yönünde dev hamlelerin
yapılması ile neticelenmiştir. Bu noktada kılık değiştiren vesayetçilik yeniden ortaya
çıkarak 2013 Mayısından itibaren Türkiye’yi siyasi ve ekonomik türbülansa sokma
çabası içinde olmuştur. Başlarda örtülü, 17-25 Aralık’tan itibaren açık bir biçimde
FETÖ, AK Parti’yi ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın nezdinde
Türkiye’yi hedef alan yıkım projesinin aktif bir unsuru, ihanet ve işgal hareketinin
koçbaşı olarak hareket etmiştir.
2013 Mayısından itibaren Türkiye’ye yönelik yıkım ve işgal projesinin bütün unsurları
eşgüdüm ve birlik hâlinde hareket etmişse de, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip
Erdoğan’ın liderliği ve milletimizin bu liderliğe verdiği kararlı destek sayesinde bütün
saldırılar püskürtülmüştür. Çaresiz kalan ve köşeye sıkışan, FETÖ’nün de etkili bir
unsuru olduğu 15 Temmuz Darbe Girişiminin asıl sebebi, o güne kadar tertiplenen
yıkım ve işgal hareketlerinin boşa çıkartılmasıdır. Yıkım ve işgal şebekesinin son çâre
olarak silahlı bir eyleme başvurmasının sebebi, Cumhurbaşkanımızın liderliği ve
milletimizin kararlılığı karşısında yaşadıkları mağlubiyetlerdir.
15 Temmuz Darbe Girişimi, Türkiye’nin iki yüz yıllık modern siyaset tarihinde
görülebilecek en alçak hadisedir. Ülkenin seçilmiş devlet başkanına kasteden,
vatanlarını ve iradelerini koruma gâyesindeki sivil halka ateş açan, kendilerine
emanet edilen kamu mallarını milletin aleyhine kullanmaktan çekinmeyen başıbozuk
ihanet şebekesinin darbe girişimi, darbeciliğin tabiatını ve gayrımillî niteliğini ortaya
koymak bakımından ibretlik bir hâl arzetmektedir. On yıllarca kendilerini devlet ve
millet yanlısı gösteren riyakar bir topluluğa bağlı sözde askerlerin, Türkiye’ye diş
bileyen kesimlerle ve ülkelerle işbirliği yapmaktan kaçınmayışı, milletin parasıyla
alınan mühimmatı ve askerî araçları Türkiye’ye husumeti olan ülkelere teslim edişleri
birer ihanet lekesi olarak bu topluluğun alnında tarih boyunca kalacaktır.
15 Temmuz Darbe Girişimi, Türkiye’ye yönelik ilk işgal ve ihanet hareketi değildir ve
sonuncusu da olmayacaktır. Fakat o gece Cumhurbaşkanımızın liderliği ve
milletimizin kararlılığı sayesinde alt edilen bu hareket, vatanı koruma iştiyakının
boyutunu göstermesi bakımından büyük bir anlama sahiptir ve milletimizin kuşaktan
kuşağa aktaracağı bir iftihar tablosudur. İşgal ve ihanet teşebbüsleri arasında bin
yıldır çelikleşen millî ruh, 15 Temmuz gecesi bir iman ve cehd tablosu olarak
tecessüm etmiş, istikbâlin birlik ve mücadelede olduğunu göstermiştir. 15 Temmuz
gecesinden gösterilen direniş, Büyük ve Bağımsız Türkiye hedefi doğrultusunda
kenetlenen milletimizin dosta gönül huzuru ve gurur, düşmana ders ve korku veren
asil bir hamlesidir.
Allah devletimizi, vatanımızı ve milletimizi bir daha bu türden işgal ve ihanet
hareketlerinden muhafaza etsin; milletimizin birliğini, dirliğini dâim etsin.
Rabbim 15 Temmuz Darbe Girişimine karşı canını hiçe sayan şehitlerimizin
mekanlarını cennet, gazilerimizin sıhhatlerini daim eylesin.